• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Trabzon 5 °C
  • Giresun 4 °C
  • Ordu 5 °C
  • Rize 4 °C
  • Gümüşhane -5 °C
  • Samsun 1 °C
  • Bayburt -13 °C
  • Artvin -1 °C

Yılmaz Okumuş ile çok özel!

Yılmaz Okumuş ile çok özel!
Yılmaz Okumuş, Sümela'nın Şifresi: Cunyor Temel'i tayfahaber.com'a anlattı.
Yılmaz Okumuş ile çok özel! Yılmaz Okumuş ile çok özel!

Tayfahaber.com olarak daha önce birçok filmde senaristlik yapan ve Sümela'nın Şifresi filmiyle zirveyi tadan ünlü Trabzonlu senarist Yılmaz Okumuş ile çok hoş bir söyleşi gerçekleştirdik.

Okumuş da sorularımıza son derece samimi bir şekilde cevap vererek, takipçileri için bilinmeyenleri açıkladı.

İşte soru cevap şeklinde giden o son derece samimi söyleşimiz:

SORU: Öncelikle ilk filmle başlayalım konuya;

Sümela'nın Şifresi Temel filminin etkileri nasıl oldu? Olumlu ya da olumsuz dönüşler nasıldı?

"Serinin ilk filmi olan Sümela’nın Şifresi Temel, gişede ve televizyonda çok başarılı oldu. Sosyal medyadan, yazılı medyadan ve galalarda yüzyüze konuşma firsatı bulduğumuz seyircilerimizden gelen izlenimler eksikliklerimize rağmen olumluydu. Bizi yüreklendiriciydi. Kazanan takım eleştirilmez denir ama bu başarının içinde bir takım eksikliklerimiz de vardı kuşkusuz. Yöre insanı olarak eleştirme konusunda uzman olduğumuz için satır aralarında ‘daha iyi olma adına’ eleştirildiğimiz de oldu." 

SORU: Peki, takip ettiğimiz kadarıyla ilk filmin kadrosundan eksilen kişiler oldu. Sizce, ayrılan kişilerin yerleri bu filmde doldu mu?

"Çeşitli nedenlerle aramızda olamayan arkadaşlar oldu. Ama yerlerine gleen arkadaşlarımız da onları aratmayacak performans sergilediler." 

SORU: İsrafil Köse'yi kaybettik, ona ayrı bir parantez açalım. Kendisi filminizin önemli bir parçasıydı. Nasıl bir kişiliğe sahipti?

"İsrafil Köse’yle yazar - oyuncu ve arkadaşlık ilişkim çok eskiye dayanıyor. Emret Komutanım dizisindeki Laz Cemal’i bir süre sonra hep ben yazmaya başlamıştım. Sonra Sümela’nın Şifresi, Moskova’nın Şifresi ve Bizum Hoca filmlerinde çalıştık. Bu filmde de epey ağırlıklı bir rolü vardı. Cuma günü rolüyle ilgili sohbet etmiştik. Yeniden buluşacaktık ki pazar günü kaza haberini aldık. Saflığı ve temizliği yüzünden oyuncu arkadaşlarımızın ve film ekibinin eğlence kaynağı olurdu setlerde. Ama hep bir yandan, aslında İsrafil'in bu arkadaşlarımızı işlettiğini ve gizlice eğlendiğini düşünürdüm. 
Moskova’nın Şifresi Temel filmi çekimleri sırasında İspanya - İtalya Avrupa Şampiyonası final maçını seyrediyoruz ekip halinde. Benim başını çektiğim bir grup İspanya’yı, diğer bir gurup da İtalya’yı tutuyordu. Maçın hemen başında İspanya öne geçmişti. İşler tıkırındaydı yani. Ama sanki İspanya yenikmiş ve kötü oynuyormuş gibi İsrafil, “Bu Del Bosque’de iş yok, Messi’yi niye oyuna sokmuyor?” dedi. İspanya’yı Barcelona zannetti diye düşünen bütün oyuncu tayfası ve film ekibi İsrafil’e sardı. Sonrasında İspanya’nın İtalya’yı 4-0 yenmesinden bile zevk alamadım bu dalga geçme seansı yüzünden. Herkes yüklenirken İsrafil’in kıs kıs gülmesine bir ben mi takılıyordum acaba? Bu adam maden mühendisliği bitirmiş ve oradaki oyuncuların toplam kariyerleri kadar dizi ve filmde oynamıştı. Kuvvetle ihtimal, renksiz hayatlarımıza renk katmak için bu kıtırları atıyordu İsrafil. 
Acaba şimdi de büyük hedefleri olan, kariyer planları ve 30 yıl sonrasına yatırım yapanlarla mı dalgasını geçti? Kaldık kakalak dünyamızda başbaşa. Şimdi kim uyanık, külyutmaz, dalga geçilemez ama her şeyle dalga geçen bizlere kıtır atacak?"

SORU: Yeni filminizde İsrail Köse'yi anacak bir sahneniz mevcut mudur?

"Filmin önemli bir sahnesinde, onu filmdeki karakteriyle birlikte andık. Ayrıca filmi ona adayacağız." 

SORU: Bilindiği üzere yeni filminizin çekimleri tamamlandı. Tempolu bir süreç olduğunu gözlemledik. Ve gördüğümüz kadarıyla keyifli geçen bir set ortamı vardı. Bize bu konuda neler anlatmak istersiniz?

"Bu ekip yaklaşık 6 yıldır birlikte çalıştığı için futbol benzetmesi yaparsak herkes birbirinin mevkiini iyi biliyor ve kademesine giriyor. Epey de tecrübe sahibi olduk. Fark ettiğim diğer bir şey de şu; yöremizin esnafı, işadamı ve insanları daha çok yardımcı olmaya başladı bize. Her zaman yardımcı olunuyordu ama şimdi Trabzon’da nereye gidersek gidelim, en azından güler yüzle karşılandık ve bizi desteklediklerini belirttiler. Bu da ekibin çalışmalarına çok yansıdı. Güle oynaya bir film çektik. Tabi önemli olan bizim gülüp eğlenmemiz değil, 2017 Mart’ında seyircilerimizin gülüp eğlenmesi." 

SORU: Setlerde yaşadığınız en enteresan anınız ne oldu?

"İlk çekimlerimiz yaylalardaydı. Ekimin 20’sinde yayla çekimleri oldukça riskliydi ve öyle oldu. Biz Trabzon yaylalarının güzelliklerini gösterelim derken bir metre ilerimizi göremediğimiz sis perdesine takıldık. Sanki bir konserdeyiz ve makinelerden sis püskürtülüyor gibiydi. Oyuncu arkadaşlarımız yanındaki diğer oyuncuyu göremeyecek kadar kapanıyordu görüş mesafesi. Çaycının uzattığı çay bardağını bile göremiyordum. Tabii burası Karadeniz, yarım saat sonrasını kimse kestiremez. Duman hemen çekiliyor ve güneş göz kırpar gibi beliriyordu. Sümela’nın Şifresi zamanında başta Adem Kılıç hocamız olmak üzere yağmur duasına çıkmıştık ekip olarak ama sis duasına çıkacağımızı düşünmemiştim. Dumanla ve güneşle köşe kapmaca oynar gibi çekimler yaptık. Sonra da şanslı olduğumuzu düşündük. Çünkü bu Karadeniz’in bir gerçeği. Hepsi de birbirinden güzel yaylalarımızın hem sisli, hem güneşli hem de yağmurlu havasını yansıttık." 

SORU: Peki bu film, Sümela'nın Şifresi: Temel filminin bir devamı niteliğinde mi? İlk filmi izlemeyenler bu filmi anlamakta zorluk çekecek mi?

"Evet. Bir devam durumu var. Ama bir jenerasyon değişiyor ve yola Cünyor Temel ve arkadaşlarıyla devam ediyoruz. Mantıkta değişen bir şey yok. Her şey aynı. Değişen birkaç oyuncu sadece."  

SORU: Film genel olarak hangi mekanlarda geçiyor, seyircileri nerelere götüreceksiniz?

"Başta yaylalarımız Erikbeli, Sazalan ve Kadıralak olmak üzere, emektar stadımız Avni Aker de başrolde yer aldı. Filmlerimizin sayısı arttıkça daha önce çekim yapmadığımız, değişik mekanlar bulma arayışlarına girdik. 
En azından gurbetteki seyircilerimize iyi bir Trabzon turu attırıp, hasret gidermelerini sağlayacağız."

SORU: Trabzon'da son yıllarda başlayan film çekimlerinin öncüsü oldunuz. Bugüne kadar Trabzon, neden film ya da dizi seti olmamıştı, bugün neden cazip geliyor?

"Bizden önce neden yöremizin neden bir platoya dönmediğine dair verilecek bir cevabım yok ama bir Trabzon sevdalısı olan Adem Kılıç’la tanışmamız ve bu işe birlikte girmemizle gelen başarıdan sonra Trabzon’un sinema ve diziler için bir cazibe merkezi olduğu doğrudur. Genelde Karadeniz, özelde Trabzon filmi yapıyoruz. Bura insanını anlatıyoruz. Bunu da gidip Şile’de, Karadeniz’e benzeyen bir takım yerlerde çekmek doğru olmazdı. Hem Trabzon’da çekmeliydik, hem de Trabzonlu ve Karadenizli oyuncular olmalıydı. Elimizden geldiği kadar yerlinin yerlisi ilkesine bağlı kaldık. Bu sanki Trabzonspor’un kaderi gibi, biz de bu ‘yerlinin yerlisi’ ilkesine bağlı kaldıkça başarılı olduk, bundan biraz uzaklaşınca gişe başarımız biraz düştü. Bu gerçekler ışığında hareket eden, buralı yapımcı, yönetmen, senarist ve oyuncular için Trabzon’da film çekmek cazip, çünkü yöre insanı kendisini iyi anlatıp güldürenleri hemen ödüllendiriyor." 

SORU: Trabzon kenti coğrafyası itibariyle zor bir bölge. Bu zorluklar, işinizi yaparken herhangi bir engel teşkil ediyor mu?

"Kuşkusuz engeller var. Söylediğim gibi Ağustos’ta bile yağmur yağma ihtimali yüksek. Sonbahar ve kış zaten zor geçer yöremizde. Bu zaten karakter özelliğimizi de belirleyen coğrafi ve iklim özellikleri. Ama buralı olduğumuz için bunları bilerek hareket ediyoruz. Bu zorluklar da bizim bir gerçeğimiz olduğuna göre bunu da ekrana yansıtmak lazım." 

SORU: Trabzon'un tanıtımına ciddi katkısı oluyor eserlerinizin... Trabzon insanı bu konuda nasıl bir profil çiziyor?

"Söylediğim gibi, aynen ilk filmimiz Sümela’nın Şifresi Temel’deki heyecanı gördüm herkeste. Yani o aradaki, “Yeter artık, sıktı ama bu Temel serileri” gibi sözleri hiç duymadım. Çünkü şunu anladık herhalde; sanki burası Holivud ve her gün bir set kuruluyormuş gibi bir şikayet gerçekçi değil. Zaten en bereketli zamanında bile senede iki film çekilebiliyor, bunu da kösteklemenin hiç kimseye faydası yok. Sadece iyi olanı ödüllendirmek lazım. Sizi güldüreceğim diye salona çağırıp, güldürmeyi bırakın bir de insanı sinir eden filmlerle güldüren, sıcak filmleri ayırmak gerek. Bu da Trabzon insanında fazlasıyla mevcut. En azından benim için böyle." 

SORU: Seyirci portföyü ağırlıklı olarak Karadenizliler mi sizce?

"İlk ateşleyen kesim Karadenizli ve Trabzonlu. Ama sonrasında “Bu kadar çok kişi seyrediyorsa bir şey var her halde” deyip diğer yöre insanları da ilgi gösteriyor. Filmlerimiz gişe başarısından sonra bir de onlarca kez televizyonda gösterilerek tv başarısı da yakalıyor. Ayrıca, Gaziantep ve Diyarbakır şehirlerarası otobüslerinde istek üzerine Sümela’nın Şifresi Temel’in seyredildiği gibi birçok haber alıyorum hala." 

SORU: Yöresel malzemeden, ulusala açılmak sizin için bir risk arzeder mi?

"Anlattığımız hikaye Trabzon üzerinden bütün insanları ilgilendiriyorsa hiçbir riski yok. Ama bu aradaki minik bir farkı bazı arkadaşlar göremiyor; sanki bir Trabzon belgeseli çekiyor gibi sadece bizi ilgilendiren, bizim takıldığımız konuları işlediğimizde, sadece bizi harekete geçirebilirsin. Oysa Sümela’nın Şifresi Temel, Trabzonlu Keloğlan hikayesiydi. Trabzon’da da, Türkiye’nin her köşesinde de yüzbinlercesi var olan gariban, saf ama tertemiz ve yürekli gençlerden birisiydi Temel. Bunu, bizim ‘insanlara çok komik gelen’ davranış biçimimizle soslandırınca hem Trabzon komiğinin çokça yer aldığı, hem de tüm ülkeyi ilgilendiren bir film çıktı ortaya."    

SORU: Dizilerdeki Karadeniz şivesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

"Şiveyi tek başına komik olarak algılayan ve kullanan herkes iki seksen yatıyor. Komik olan bizim şivemiz değil, düşünce yapımız. Bunun bir de sadece şiveye yaslanan ama onu da yapamayan versiyonu var ki, dostlar başına. Yapmayın ne olur demekten başka bir şey gelmiyor aklıma. Trabzon ya da Rize manyağı olduğumdan demiyorum, “bütün oyuncular Trabzonlu, Karadenizli olmalı” diye. Bu oyuncular benim senaryomu hemen algılıyor ve tekste bir şeyler katabiliyorlar. Şive zaten cepte. Buranın lehçesini, armonisini, vücut dilini biliyor. Seyirciye karşı maça 1-0 galip başlıyor. Bütün sanatsal faaliyetlerde inandırıcılıktır ana mesele. Ee sen “Çeldün müüü, çittün müüü?” diyerek nasıl inandırcaksın beni, seyirciyi?"

SORU: Eserlerinizde Trabzonspor temasını sıkça görüyoruz. Yeni filmde de Trabzonspor motifleri görecek miyiz?

"Bizzat Trabzonspor efsanesinin yuvası Avni Aker var. Bir daha göremeyeceğimiz stadımızı başrolde oynatmanın gururunu yaşıyoruz. Bu kez öyle bir yerden girdik ki konuya, sadece biz Trabzonsporluları duygulandırmayacak içinde biraz vicdan taşıyan bütün sporseverlerin bile yüreği titreyecek."

SORU: Trabzonspor motiflerinden dolayı diğer camialardan tepki aldığınız oldu mu?

"Moskova’nın Şifresi Temel filmindeki İbrahim Akın’ın ‘şike fetvası’na gönderme yapan sahne yüzünden epey bir tepki aldık. Ama Bursa’da bir seyircimize şu cevabı vermiştim; “Neden bir Fenerli olarak rencide oldun, üzerine alındın. Biz onu şike yapan hayali bir futbolcu olarak resmettik. Yoksa onu İbrahim Akın’ın parodisi mi zannettin?” demiştim. Doğru yerden ve vicdanla yaklaşırsan, adamın gözünün içine bakarak ve hatta onu güldürerek “şikecisin, hırsızsın” diyebilirsin."

SORU: Yeni filmde şike davasına bir vurgu yaptınız mı?

"Var. Ama neredeyse filmi anlattım. Onu da birlikte seyrettikten sonra konuşalım." 

SORU: Eserlerinizde sosyal mesajlar da veriyorsunuz. Daha önceki yapımlarınızda Karadeniz doğasına zarar veren HES projesine ilgi çekmiştiniz. Bu tavrınızdan dolayı takdir edildiniz mi? Mesaj yerine ulaştı mı sizce?

"Seyirciyle ilgili ömrümde bir sorunum olmadı. Nasrettin Hoca’nın deyimiyle, “Kazanın doğurduğuna inandığıma göre, öldüğüne de inanırım” Yani, yaptığım işler yüksek reyting alıp, gişe rekorları kırınca seyirci iyi, ama bir işim başarısız olunca ‘seyirci anlamıyor’ demem. Suç bendedir. Doğru anlatamamışımdır. Bizum Hoca filmi, toplamda 3 milyon gişe yapan Temel filmlerimden sonra 150 binde kaldı. Oysa ben, vicdanlı, çok dürüst ve Karadeniz’deki her derede bir tane olan dini bütün bir emicenin hikayesini anlattım. Diyanetten maaş almayan, Allah rızası için hocalık yapan Bizum Hoca aracılığıyla HES’i anlatırsam, hem de bizim mizahımızla, çok karşılık bulacağını zannettim. Ama olmadı. Fakat film gişede başarısız olmasına rağmen internette ve Kanal-D ile D-Smart gösterimlerinde yüksek performans gösterdi. Bütün eksiklerine ve gişe başarısızlığına rağmen gurur duyduğum bir iştir." 

SORU: Merak edenler için birkaç ipucu verebilir misiniz? Yeni filmde neler bekliyor seyircileri?

"Çok güleceklerini söyleyebilirim. Bunu tüm ömründe 2-3 tane şey yazıp çizen ve onu şaheser zanneden yazarların kabızlığıyla söylemiyorum; 10 bin tane karikatürde imzası olan, 20 komedi dizisi yazan, 2 kitabı 8 baskı yapan, oyunu 400 kez sahnelenen, filmleri 3,5 milyon izlenen bir mizah yazarı rahatlığıyla söylüyorum. Bu film ilk filmde olduğu gibi insanların birkaç kez seyredeceği bir film olacak. Çünkü kahkahalardan bazı esprileri kaçıracaklar. Bu kadar iddialıyım."

SORU: Filmin ne zaman beyaz perdede olmasını planlıyorsunuz?

"2017 Mart’ında gösterimde olacak. "

SORU: Biraz da sizin hakkınızda konuşalım. Daha önce senaristliğini yaptığınız projelerden bahseder misiniz? Sizce en başarılı eseriniz hangisidir?

"İlk göz ağrım Sümela’nın Şifresi Temel’i her zaman seveceğim. 1994’te başladığım televizyon senaristliğinde 20’nin üzerinde komedi dizisi yazdım ama onların içinde de reyting rekorları kıran ve Gırgır’da yaptığımız mizaha çok yakın bir dil tutturduğumuz Yasemince / İnce İnce Yasemince serilerinin yeri bende ayrıdır. Laz Kapital kitabım zaten benim için biriciktir."

SORU: Yılmaz Okumuş'un gelecek planları nelerdir? Önümüzdeki yıllarda nelerle çıkacaksınız karşımıza?

"Bu Temel filmleri serisi, halkımız bize teveccüh gösterdikçe daha da iyileşerek devam edecek. Onun dışında, popüler sinema ürünleri vermeme rağmen sinemaya daha özel bir bağla sevdalandım. 2 yıldır Abbas Kiyarüstemi ile dolu dünyam. Ona benzer düşüncelerim, sözlerim var. Onun kadar vicdanlı olduğumu düşünüyorum. 10 yaşından beri komedinin her alanında at koşturdum ama ileride yine hayatın içinden, komediyi dramı barındıran şeyler yazmak istiyorum."

SORU: Trabzonspor sizin için ne ifade ediyor?

"İdeolojimle örtüştürdüğüm, çok özel bir duygudur Trabzonspor’a olan sevgim. Rizeli olduğum için aileden gelen bir gelenekle seçmedim Trabzonspor’u. Benim coğrafyamda Fenerli, Galatasaraylı ve Beşiktaşlı dışında başka takım tutan yoktu o zamanlar. Babamın etkisiyle Galatasaraylı olmuştum. 1976 yılında İstanbul’a taşındık. Gurbet elin de etkisiyle, liseli bir genç olarak haksızlığa, adaletsizliğe, oligarşiye karşı gelmenin yollarını öğrenmeye çalışıyorum ve harıl harıl kitap okuyorum. Tam da o günlerde bu duygularıma denk düştü Trabzonspor. Federasyonun her kurulundaki adamlarıyla, medya sahipleri ve spor müdürlerinin desteklerini arkalarına alarak, dev bütçelerine ve bütün bunların hakemler üzerinde oluşturduğu baskıya yaslanan İstanbul takımlarının tekerine çomak sokmuştu Trabzonspor. Hem de yabancı futbolcu olarak bir Rizeli ve Gümüşhaneli desteğiyle. Gel de sempati duyma. Bir süre sonra bu sempati dünya görüşümle örtüşen ideolojik bir şeye dönüştü."

SORU: Son olarak Trabzonspor taraftarlarına söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?

"Şunu unutmayalım, biz 30 yıldır şampiyon olamıyor değiliz; bu topraklarda biraz adalet olsaydı en az 3 kupa daha vardı müzemizde. Buna inanmayıp, davul zurna eşliğinde yapılan şikeleri, federasyonun ve hakemlerin İstanbul’u kayırmaları, rüşvet, torpil, teşvik, iltimas, yalan dolanları bir kenara koyarak kendi takımımıza yüklenmeyi doğru bulmuyorum. Şu anki kadroyu da destekleyelim demiyorum, tarihin en kötü kadrosu, o ayrı. En az 3 kupamız daha vardı” dediğim yılların teknik direktörü şimdi Beşiktaş’ın başında. Bu bizim en büyük hatalarımızdan biri. Takımımıza o yıllarda şampiyon gibi davranmamız lazımdı. 2-3 yıl geçtikten sonra takım otobüsüne “Aman büyüklerimiz ne der?” korkusuyla 2010-2011 Şampiyonu yazmakla olmaz bu işler. Bence bu şehrin o isyankar dişleri sökülmüş. Isıramıyoruz, hayatın her alanında ama…" 

TayfaHaber.com/ÖzelHaber

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Yattara'dan Survivor İtirafı06 Haziran 2016 Pazartesi 15:54
  • Yattara Yakalandı05 Haziran 2016 Pazar 14:52
  • Volkan Konak Gözyaşlarına Boğuldu30 Mart 2016 Çarşamba 19:46
  • Öykü Gürman neden koruma ile geziyor?27 Mart 2016 Pazar 12:07
  • ’Güneşin Kızları’na suç duyurusu17 Mart 2016 Perşembe 21:00
  • Fenomen dizi final yapıyor!09 Mart 2016 Çarşamba 21:05
  • Yattara'nın Gözyaşları06 Mart 2016 Pazar 11:39
  • Beyaz Show Yayından Kaldırıldı19 Şubat 2016 Cuma 17:02
  • Trabzonsporlu Taraftarlar Acun'u Uçurdu!10 Şubat 2016 Çarşamba 14:44
  • Survivor Reyting Rekoru Kırdı08 Şubat 2016 Pazartesi 15:19
  • Tayfa Haber - ÖZEL-
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tayfa Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0541 456 9450 | Haber Yazılımı: CM Bilişim