28 Mayıs 2017
  • Trabzon18°C
  • Giresun17°C
  • Ordu16°C
  • Rize19°C
  • Gümüşhane19°C
  • Samsun20°C
  • Bayburt9°C
  • Artvin17°C

ÜLKENİN EN GÜZEL ÇOCUKLARIYDI ONLAR

Harun Çelik

12 Eylül 2014 Cuma 10:27

Sabah erkenden kalkmış beyaz yakalık siyah önlük ile Necatibey İlkokulunun yolunu tutmuştuk küçük kardeşimle. 

İkinci sınıfa gidiyordum. Biz okula doğru gidiyorduk ama herkes ters istikamete evlerine doğru yürüyordu. "Ne oldu ki acaba?" diye sorduk. Yolda halen bugün gibi hatırlıyorum bir amca " Hadi çocuklar yürüyün evinize gidin ihtilal oldu" dedi.

Sahi ihtilal neydi ki? Ne olduğunu bilmiyorduk ama iyi bir şey olmalıydı. İyi bir şey olmasa okullar tatil olmazdı ki. İhtilalin ne demek olduğunu anlamamız çok uzun sürmedi. Cedit Mahallesinin en şekil abileri, bütün hilal bıyıklılar yoktu. Sokaklar biz çocuklara kalmıştı.

Sonradan duyduk, bütün abilerimizi kışlalara toplamışlar. Bayrak için istiklal marşı için ölürüm diyen abilerimize, joplar ile dipçik darbeleri ile İstiklal Marşı okutuyorlarmış. Sonra cezaevlerinde işkence altında zulüm gördüklerini, dövülerek öldürüldüklerini duyduk. Beli iki büklüm olmuş analar, nineler, yeni gelinler cezaevi kapılarında köpeklere reva görülmeyecek hakaretlere maruz kalıyordu.
Bafralı Hüseyin Kurumahmutoğlu'nun hücresinde namaz kılarken, dipçiklenerek öldürüldüğünü duyduğumuzda artık biz de ihtilalin ne demek olduğunu biliyorduk. Sonra ardı ardına idam edilen ağabeylerimizin haberleri geldi. İdam sehpalarında şehit edilen yiğilerin analarına, bacılarına, eşlerine yazdıkları son mektuplar elden ele dolaşıyordu. Korkmadan, merhamet dilemeden, cellatlarının gözlerine şahin gibi bakarak ölüme yürüdüler. Gözyaşları içinde, içimizde büyük bir öfke ve yaşanan hayal kırıklıkları ile baş başa kalmıştık. Devletim, millet, ordum, vatanım diyen insanlar devletin gerçek yüzünü görmüştü. Uğruna canını verecek kadar çok sevdiği sevgilisini, başka bir insanın kollarında gören adamın bizim kadar ciğeri yanmamış ve içi kanamamıştır.
Muhsin Başkanın zindanlarda işkence altında olduğunu, penseler ile yüzünden et koparıldığını duyduğumuzda, kinimiz ve öfkemiz bizi boğdu.

Çok sonra, öteki mahallenin uzun parkalar ile dolaşan abilerinin de zindanlarda olduğunu, idam sehpalarına yürütüldüğünü duyduk. 17 yaşındaki çocukları yaşlarını büyülterek astıklarını haber aldığımızda içimiz de bir yer sızladı. Ülkeyi satacaklar, vatanı Ruslara teslim edecekler diye diş bilediğimiz adamların idam sehpalarında “ Emperyalizme ölüm, yaşasın tam bağımsız Türkiye” diye son nefeslerini verdiklerini duyduğumuzda, bir yerlerde yanlış giden birşeyler var dedik.
Saçının jölesinden başka derdi olmayan, bozulan makyajı için ağlayan, kendi midesi, kendi egosu, kendi apış arasından başka derdi olmayan nesilleri görünce, “Yazık oldu, devrimcisi ile ülkücüsü ile ülkenin en güzel çocuklarını sistem birbiri ile çatıştırdı, sonra da hepsini birden yedi “ dedik. Farklı görüşler, farklı hayaller ile de olsa toplumu düşünen bir nesil sokarlarda, zindanlarda, idam sehpalarında ziyan edildi.

Silahların aynı el tarafından dağıtıldığını, birilerinin ihtilalin şartları oluşsun diye beklediğini, en sonunda kazanın devlet ve devleti elinde tutan emperyalist güçler olduğunu anlamıştık ama iş işten geçmişti artık. Bu ülkenin en güzel çocukları ekin tarlası gibi biçilmişti.
Devlet ile gerdeğe girenin başına neler geleceğini hep birlikte öğrendik. Halkım diyeni de milletim diyeni de yurdum diyeni de vatanım diyeni de aynı idam sehpalarında kopardılar hayattan. Bir onlardan bir bunlardan diye işleyen aşağılık bir hukuk sistemi ile yaptılar bunu.
Darbeci generaller, yaptıkları ihtilalin ödülünü Amerika’dan bol yağlı kemik şeklinde aldılar. 
Biz dersimizi aldık. Ama halen ders alma sırasında bekleyenler var. Devleti ele geçirdiklerini zanneden siyasal İslamcı arkadaşların aklı var ise bu yaşananlardan ibret ve ders alırlar. Devlet öyle bir mekanizmadır ki, sineği ağında zehirleyen örümcek gibi insanin bütün ruhunu ve ideallerini alırda insanın ruhu bile duymaz. Devleti ele geçirdik diye zafer naraları atan Siyasal İslamcı arkadaşlar da bunu birgün anlayacaklar lakin o gün iş işten geçmiş olacak. Bugün bu satırlarıma kızacaklar biliyorum ama olsun, o gün geldiğinde onlara el uzatacak ve “Olsun dert etmeyin hepimiz yedik aynı herzeyi “diyeceğiz.

Ve geldiğim nokta da artık şahsi menfaatlerini değil de toplumu düşünen herkese saygı duyuyorum. Fikre karşı sadece fikirle mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorum.
Bu ülke hepimizin ve bu ülkede hep birlikte yaşamak zorundayız.
Artık silahların değil fikirlerin mücadelesine inanıyorum.
Herşey ölür fikirler ölmez.
Hani diyor ya şair:
Fani dünyanın sefası bi kuru kavga imiş
Gerçeği ile insan olmak her şeyden âlâ imiş.
Eyvallah