• BIST 96.636
  • Altın 144,667
  • Dolar 3,5715
  • Euro 4,0214
  • Trabzon 14 °C
  • Giresun 13 °C
  • Ordu 14 °C
  • Rize 15 °C
  • Gümüşhane 9 °C
  • Samsun 12 °C
  • Bayburt 8 °C
  • Artvin 15 °C

Kabir Azabının Çeşitleri Nelerdir?

Kabir Azabının Çeşitleri Nelerdir?
Ehlisünnet inancına göre, kafirlere ve bazı günahkar müminlere kabir azabı vardır.
Kabir Azabının Çeşitleri Nelerdir? Kabir Azabının Çeşitleri Nelerdir?
Kabir, iman ve salih amel sahipleri için Cennet bahçelerinden bir bahçe; kafirler için de Cehennem çukurlarından bir çukurdur.

Kabir hayatının, azap şeklinin mahiyeti hakkında, alimler ayrı görüşler ileri sürmüşlerdir. Azabın ruha, bedene veya her ikisine birlikte yapılması, sonucu değiştirmez. çünkü salih amel sahibi insanlar kabirde güzel bir hayat yaşarken, kafirler, büyük bir sıkıntı ve ızdırap içinde bulunacaklardır (1).
 
ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Yaşadığımız alemden kabir alemine yolculuktur. Ruh, Azrail Aleyhisselam vasıtasıyla "berzah alemi"ne götürülür. Bu alemde göreceğimiz ilk melek Azraildir. O, en kıymetli cevherimiz olan ruhumuzu gönül rahatlığıyla teslim edebileceğimiz güvenilir bir emanetçidir. ölüm anında, ruh, beden hapsinden kurtulur; fakat bütün bütün çıplak kalmaz. çünkü, "misali bir cesetle" başka bir tabirle "latif bir gılaf" ile kuşatılmıştır.
 
Dünyada kaldığı sürece bedene bağlı olan ruh, ölüm sebebiyle bir derece serbest kalır. Bedendeyken görmek için göze, işitmek için kulağa, düşünmek için beyne muhtaçken, artık bu aletlerin varlığına gerek duymadan görür, işitir, düşünür ve bilir. Rüyada olduğu gibi… Berzah, "geçit" demektir ve berzah alemi, dünya ile ahiret arasında bulunan bir "bekleme salonu"dur. Ruhlar, orada kıyameti ve dirilişi beklerler. "münker ve nekir taifesinden" olan sorgu melekleriyle karşılaşma, ilk mahkeme, ilk ceza ve ilk mükafat burada gerçekleşir.
 
Berzah, başka bir tabirle kabir hayatı, hadisin ifadesiyle, "ya cennet bahçelerinden bir bahçe" veya "cehennem çukurlarından bir çukurdur."Ancak, burada azabın veya lezzetin muhatabı, cisimden mahrum kalan ruhtur. Kabir hayatından sonra, "mahşer"de, yeniden yaratılan bedenine döner, dünyada yaptıkları için o "büyük mahkeme"de hesap verir. Sonrası, cennet veya cehennemdir. Bu menzillerde lezzet de elem de hem cisimle hem de ruhla tadılır; dünyada olduğu gibi.
 
Kabirde Azap Şekilleri:
 
Şüphesiz kabirde herkesin azabı aynı olmayacaktır. Ve kimin ne şekilde azap çekeceğini de en iyi bilen Allah'tır. Ancak Peygamber Efendimiz (asv)'den gelen haberlerde bildirilen azap şekillerini şöyle sıralamak mümkündür:
 
a) Kabir sıkması: 
 
Hz. Aişe validemizden rivayet edildiğine göre Rasulullah (asv) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak kabrin bir sıkması vardır ki, eğer ondan kimse kurtulacak olsaydı Sa'd b. Mu'az kurtulurdu."(2) Kabir sıkması, kabrin iki yanının ölüyü sıkıştırmasıdır ve geneldir. Hadislerde istisna edilenlerden başka, mü'min olsun kafir olsun, ister itaatkar isterse asi olsun, bundan hiç kimse kurtulamaz. (3) öyleyse herkes mi kabirde azap görecek?
 
"Kabir sıkmasının aslı, kabrin ölüyü kucaklamasıdır. çünkü insanlar topraktan yaratıldılar. Ve uzun müddet ondan ayrı kaldılar. Tekrar toprağa döndükleri zaman, evladından uzun müddet ayrı kalan ananın evladını kucakladığı gibi, toprak da onları sıkar. Ama mü'min ve itaatkar olanları şefkatle, asi olanları da kızarak, gazapla tabii." (4) Nitekim Hz. Aişe validemiz bir gün Rasul-i Ekrem (asv) Efendimize şöyle diyor: "Ey Allah'ın Rasulü, sen bana Münker ve Nekir'in seslerini ve kabir sıkmasını anlattığın günden beri hiç bir şeyden tat alamaz oldum." Bunun üzerine Rasulullah (asv): "Ey Aişe, Münker ve Nekir'in sesleri mü'mine, gözdeki sürme gibi gelir. Kabirsıkması da mü'mine, şefkatli bir ananın yavrusunun başını okşaması gibidir. Ama ya Aişe, şakilere (asi olanlara) yazıklar olsun ki onlar kabirlerinde düz ve sert taş üzerine yumurtanın çarpıldığı gibi sıkıştırılacaklardır." (5) Yani kabir kendilerini öyle sıkacaktır ki, sert bir taşa çarpılmış yumurta gibi parçalanacaklardır.
 
Buna göre kabir herkesi sıkacaktır ama herkesi azap için sıkmayacaktır. Peygamber Efendimiz (asv), kabir suali hakkındaki uzun hadislerinin sonunda suale cevap veremeyen kafir ve münafıklar için toprağa "çullan onun üzerine." diye emir verileceğini ve toprağın onları, kaburga kemikleri birbirine geçinceye dek sıkıştıracağını ve bu azaplarının kıyamete dek süreceğini haber vermektedir. (6) Kabirsıkmasının devamı kabir azabıdır.(7) Ve bu sıkışla birlikte kafirin kabri ateşle doldurulur.(8)
 
Kabir sıkmasından :
 
aa) Peygamberler, 
 
bb) Fatıma bt. Muhammed (S), 
 
cc) Hz. Ali'nin annesi Fatıma bt. Esed (Hz. Peygamber onu kendi gömleği ile kefenlemiş ve dua etmiştir.)  
 
dd) Bir defa da olsa ölüm hastalığında İhlas Suresi'ni okuyan kimseler müstesnadır. (9) Bunların haricinde herkesi kabri sıkacaktır. Hatta Rasulullah (asv) in kızı Zeyneb'i (10) ve oğulları Kasım ve İbrahim'i bile. (11)
 
Hz. Enes, Rasulullah (asv) ile birlikte Zeyneb'in cenazesinde bulunduğunu ve Rasulullah (asv)i hüzünlü hüzünlü kabrin yanında oturur gördüğünü anlatır. Rasulullah (asv) göğe bakmağa başlar, sonra yere bakar ve hüznü artar. Başını yerden kaldırdığı zaman, hüznünün gittiğini ve tebüssüm ettiğini gördüklerini söyleyen Enes, bunun sebebini sorduklarında Rasulullah (asv), kabrin Zeynib'i sıkmasını düşünüp hüzünlendiğini ve bunu hafifletmesi için Allah'a yalvardığını ve duasının kabul edildiğini beyan ederler.(12)
 
Demek ki, kafirlere kabir sıkması, kabir azabından bir çeşittir ve onunla azaplanmaktadırlar. Mü'minlere gelince onlar iki kısımdır: İtaatkar olanlar ve asi yani günahkar olanlar. İtaatkar olanlara kabirde azap yok, sadece kabir sıkması vardır. Asi olanlar ise günahları derecesinde sıkılacaklar ve böylece azap çekeceklerdir.(13) Sa'd b. Mu'az'ın salih bir kimse olduğu halde neden kabirde o derece sıkıştırıldığını soran yakınlarına Peygamber Efendimiz (asv): "Bazen bevlden (küçük abdestten) temizlenmede kusur ederdi."(14) demiştir ki, bu da kabir sıkmasının, bazı günahlardan dolayı azap için de vaki olduğunu gösterir.
 
Me'sur dualarda: "Ona kabrini genişlet...." (15) Duyurulması da kabrin insanları sıktığına delalet eder. çünkü kabir insanları sıkıyor, bu sebeple ondan kurtarması için Allah'a dua ve niyazda bulunulmaktadır. Aksi halde bu şekilde dua edilmezdi.
 
Hz. Rasulün (asv) getirdiği dini en iyi bilenlerden olan ve Peygamber Efendimiz (asv)'e halifelik yapmış olan Hz. ömer'in vasiyyetine kulak verelim. Hz. ömer demiştir ki: "Kefenimi iktisatlı yapın. çünkü eğer Allah katında benim bir mevkiim varsa O elbette onu daha hayırlısı ile değiştirecektir... Kabrimi de iktisatlı kazın. Zira eğer ben Allah katında hayırlı isem, o kabrimi genişletecektir. Değilsem de, siz ne kadar geniş kazarsanız kazın O, onu sıkıştıracaktır. Ta ki kaburga kemiklerim birbirine karışacaktır." (16) Burada kabir sıkmasının, azap çeşitlerinden biri olduğu belirtilmektedir.
 
b) Tokmakla vuruş: 
 
Peygamber Efendimiz (asv) den Enes b. Malik yoluyla rivayet edilen kabir suali hakkındaki hadisin sonunda kafir ve münafıklar cevap veremeyince enselerine tokmakla vurulacağı haber veriliyor. Rasulullah (asv): "...Sonra onun (kafir veya münafığın) ense köküne öyle bir vurulur ve o (o vuruşun acısıyla) öyle bir feryad eder ki, onun feryadını, insan ve cinler hariç, kendisine yakın olan her mahluk duyar." (17) buyurarak bunu anlatmaktadır. Hadisin Ebu Sa'id el-Hudri'den gelen rivayetlerinde ayrıca onlar için kabirlerinden Cehennem'e bir kapı açılacağı zikredilmekte ve tokmakla vurulduğunda feryadını, insan ve cin haricinde bütün mahlukatın işiteceği kaydedilmektedir. (18) Bu vuruş, şüphesiz azap içindir ve azap çeşitlerinden biridir.
 
c) Cehennemlik olan kişiye akşam-sabah Cehennemdeki yerinin gösterilmesi: 
 
Abdullah b. ömer'den rivayet edilen bir hadisinde Peygamber efendimiz (S): "Sizden biriniz vefat ettiğinde, sabah ve akşam ona kendi oturacağı makamı gösterilir. O kimse cennetliklerden ise, cennetliklerin makamlarından bir makam (yani kendisinin Cennet'te varacağı makam) gösterilir. Ve ona: Burası senin kıyamet gününde gönderileceğin makamdır (yerindir), denir." buyurmaktadır.(19)
 
Bu görme esnasında: "İşte senin yerin burasıdır." denmesi, cehennemlikler için en büyük azaptır. çünkü bu gösterme akşam-sabah tekrarlanacağına göre ve kıyametin de ne zaman kopacağını Allah'dan başka kimse bilmediğine göre, kendisine Cehennem'deki varacağı yer gösterilen kişi, kabirde geçirdiği her dakikasını, her anını, kendisine gösterilen Cehennem azabına düştüm düşeceğim korkusuyla geçirecektir. Dünyada böyle korkulu geçen günlerimizi ve anlarımızı hatırlarsak, bunun insana ne derece ızdırap verdiğini daha iyi anlayabiliriz. çıkış yollarını ateş sarmış olan bir binada mahsur kalmış bir kişiyi düşünelim. 
 
Mesela ateş binanın üst katlarına doğru yayılmakta, o ise ateş geldikçe daha üst katlara doğru kaçmakta ama ne kadar kaçarsa kaçsın ateşin mutlaka en üst kata da çıkacağını ve bütün binayı yakacağını bilmekte. Yahut ormanda bir yırtıcı hayvanın saldırısına uğrayıp da kaçmaktan başka hiç bir kurtuluş çaresi olmayan kişinin korkusunu düşünelim. Cehennem azabına düşmenin vereceği korku elbette bunlardan kat kat fazla olacaktır.
 
Abdullah b. ömer'den rivayet edilen bu hadis yanında, kafirlere sabah-akşam kıyamet günündeki gidecekleri yer olan Cehennem azabının arz edildiğine, Fir'avn ve ailesi hakkında yukarıda geçen: "...Onlar sabah-akşam ateşe arzedilirler.” (20) ayeti de delildir. (21) Fir'avn ve ailesinin bu ateşe arz edilişlerini, onların ruhlarının, akşam sabah Cehennem (nar) üzerinde uçan siyah kuşların ağızlarında olduğu şeklinde açıklayan rivayetlerde vardır.(22)
 
Her ne şekilde olursa olsun, onların akşamleyin ve sabahleyin Cehennem azabıyla azaplandıkları bir gerçektir.
 
İbn ömer'den rivayet edilen hadis, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde şu şekliyle yer olmaktadır: "Kabrinde ademoğluna sabah-akşam Cennet veya Cehennem'deki yeri arz edilir. " (23) Burada kişiye makamının arz edilişinin hem kabirde olacağı ve hem de mü'min, kafir bütün insanlara olacağı açıkça zikredilmiştir ki, bu da varacağı yer Cehennem olanlar için azap çeşitlerinden biridir.
 
d) Yılan-çıyan ve haşeratın kabirde ölüyü ısırması ve sokması: 
 
Peygamberimiz (asv), Taha Suresi'ndeki: "...Muhakkak onun için dar bir geçim vardır." (24) ayetinin kabir azabı hakkında indiğini haber vererek: "Allah'a yemin olsun ki, ona (kafire) doksan dokuz tinnin gönderilir (saldırtılır). Tinnin nedir bilir misiniz? Her birinin dokuz başı olan doksan dokuz yılan. Kıyamet gününe kadar onun cismine üfürürler, sokarlar ve onu tırmalarlar. " (25) buyurmuştur. Ebu Sa'id el-Hudri de: "Buradaki dar geçimden kasıt, doksan dokuz Tinnin'in (ejderhanın) onu kabrinde sokmasıdır." demiştir.(26)
 
Ebu Sa'id el-Hudri'den rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifinde de Rasulullah (asv): "Kabrinde kafire doksan dokuz tinnin (ejderha) saldırtılır ve kıyamet gününe kadar onu ısırırlar ve sokarlar ki, eğer onlardan birisi yeryüzüne üfleyecek olsa, orada hiç bir yeşillik kalmazdı." (27) buyurmaktadır.
 
Esma hadisinde ise, kabir suallerine cevap veremeyecek olan kafire musallat olacak hayvan hakkında: "...Ona (kafire) kabrinde, elinde düğümü ateşten olan, deve boynu gibi bir kırbaçla bir hayvan saldırtılır ki, Allah'ın dilediği kadar onu döğer. Kulakları da sağır olduğu için onun sesisini (feryadını) duymaz ki ona acısın." (28) denilmektedir.
 
Yukarıdaki yılanlar için İbn Mes'ud "deve boynu gibi yılanlar" demektedir ki, (29) Türkçe de böyle büyük ve acayip yılanlara "ejderha" denilmektedir. Yılanların doksan dokuz tane olmaları hususunda ise, onların Allah'ın doksan dokuz ismini inkar etmiş olmaları sebebiyle bu sayının doksan dokuz olabileceği -tabii kesinlikle böyledir denemez- söylenmektedir. (30) Şüphesiz bu azap insanın dünyadaki nankörlüğü ve kötülükleri nisbetinde olacaktır. Ve insana, hadis-i şeriflerde de ifade edildiği gibi, çok büyük acı verecektir. Ama bu azap gerçekten cismani yılanlar ve ejderhaların sokmasıyla mı olacaktır? öyle olsa onları görmemiz gerekmez mi? denirse, deriz ki: Azap, acı ve ızdırabın ulaşmasından ibaret olduktan ve bu ejderler de kabrinde insana bu acıyı tattırdıktan sonra, bunların herkese görünür olmasıyla olmaması arasında ne fark var ki?..
 
Hz. Aişe validemizden de bu hususta: "Kafire kabrinde kudurmuş akrepler saldırtılır ve onun etini başından ayaklarına kadar yerler. Sonra ona tekrar et giydirilir ve bu sefer de ayaklarından başlayarak başına kadar yerler ve böylece azap devam edip gider." dediği nakledilir.(31) Buna göre kabirde haşere ve yılanların insanı yiyip sokması şeklinde de azap edilmektedir kafirlere.
 
Bu gibi konularda insan için üç derecenin olduğunu belirterekİmam Gazzali şöyle der: 
 
"Birincisi, en doğru en açık ve en makbul derecedir ki; yılanın mevcut olup ölüyü soktuğunu fakat bizim gözümüze bu gibi melekut alemine ait şeyleri görme hassası verilmediği için bunu bizim göremediğimizi kabul etmendir.  Nitekim ahirette müteallik bütün işler melekut alemindendir. Sahabeyi görmez misin ki onlar Cebrail (as)'ı görmedikleri halde, nasıl onun Rasulullah (asv)'e geldiğine ve Rasulullah'ın onu gördüğüne iman ediyorlar. Eğer bunu da kabul etmiyorsan, meleklere ve vahye olan imanını düzeltmen gerekir önce. Yok eğer buna inandın ve ümmetin görmediğini Rasulün görmesini caiz gördünse, ölü hakkında da durum aynıdır. Onu nasıl caiz görmezsin? (Yani ölü de bizim görmediğimizi görebilir)...
 
İkincisi, uyuyan kişinin durumunu düşünmendir ki o, rüyasında kendisini sokan bir yılan görüp acı duyuyor ve uykuda bağırıp terler içinde kalıyor. Bazen da yerinden fırlayıp kaçıyor ki, bunlar hep kendi içinde duyup da -tıpkı uyanıklık halindeki gibi- acı duyduğu şeylerdir. O bunları görür ve bu acılan çekerken sen onu sakin olarak görüyor ve onun etrafında yılan falan görmüyorsun. Halbuki onun hakkında (ona göre) yılan mevcut olduğu halde ve o ondan azap duyduğu halde, sana göre böyle bir şey yoktur (görülmüyor). Yılanın sokmasının acısı ve ızdırabı duyulduktan sonra bunun görülmeyen bir yılan olmasıyla görülen bir yılan olması arasında ne fark var ki?..
 
üçüncüsü: Biliyorsun ki, yılan bizzat acı vermez. Ondan sana geçen zehirdir ve zehir de acı değildir. Acı olan ve sana ızdırap veren, zehirin sende meydana getirdiği eserdir. Şayet bu eser sende zehirsiz hasıl olsa, yine sana aynı ızdırap ve acıyı verir ve tesirini yapar. Fakat bu türlü bir azabı, adette ve dış dünyada azap vermeye sebep olan şeylere izafe etmeksizin tarif etmek mümkün olmaz. Bu nedenle ölüm anında (yani kabirde) duyulan elem ve eziyyetlerin acısı -yılan aslında mevcut olmadığı halde- yılanın sokmasından duyulan acı gibi olduğundan, öyle ifade edilmiş olabilir."(32)
 
Gazzali'nin de ifade ettiği gibi, en makbulü birincisi olmakla birlikte, bu üç şekilden her hangi biriyle Allah'ın azab etmesi de mümkündür ve her halükarda azabın vukunu kabul etmemiz gerekir. Aksi halde Allah'ın kudretini inkar etmiş oluruz. Niceleri vardır ki bunlardan bir türlüsüyle ve niceleri de iki türlüsüyle ve yine niceleri de vardır ki hepsiyle azap olunmaktadır.
 
e) Bazı kötü kimseleri toprağın kabul etmeyip insanlara ibret olsun diye dışarı atması: 
 
İmam Buhari, Enes b. Malik'den naklen şöyle bir olay anlatır: "Neccaroğulları'ndan Hristiyan bir adam vardı. Müslüman olup Bakara ve Al-i İrnran surelerini okumuştu. Peygamber (asv)'a da vahiy yazardı. Bu adam irtidat ederek (İslam'dan çıkarak) Hristiyanlığa döndü ve: "Muhammed bir şey bilmez. Ancak benim kendisine yazdığım şeyleri bilir." demeğe başladı. Allah onu vefat ettirince, Hristiyanlar gömdüler. Fakat sabah olunca gördüler ki gömüldüğü yer onu dışına atmıştı. Bunun üzerine Hristiyanlar: "Bu, Muhammed ile ashabının işidir. Onların arasından çıkıp kaçtığı için bu din kardeşimizin ölüsünden kefenini soydular ve onu meydanda bıraktılar." diye iftira ettiler. Derin bir çukur kazarak onu oraya gömdüler. Fakat ertesi sabah, gömüldüğü yerin onu yine dışarı attığı görüldü. Hristiyanlar yine: "Bu, Muhammed ile ashabının işidir. Onların arasından çıkıp kaçtığı için bu din kardeşimizin ölüsünden kefenini soydular ve onu dışında bıraktılar." dediler. Bir yerde yine bir çukur kazdılar. Güçleri yettiği kadar derinleştirdiler. Fakat sabah olunca o yerin de onu dışarı attığı görüldü. Bunun üzerine Hristiyanlar, bu işin insanlar tarafından yapılmadığını anladılar ve onun ölüsünü açıkta bıraktılar.”(33)
 
Bazı rivayetelerde sadece Neccaroğullarından olduğu bildirileni (34) ve ismi belirtilmeyen bu adam öldüğünde Peygamber Efendimiz: 'Yer onu kabul etmeyecektir. " (35) buyurmuştur ve hakikaten de toprak kendisini kabul etmemiştir.
 
Bunun gibi daha başka münferit hadiseleri hepimiz duymuşuzdur. Peygamberimiz (asv) devrinde böyle bir olay cereyan ettiğine göre, demek ki bazı kimselerin toprak tarafından kabul edilmeyişi ve dışarı atılması doğrudur. Allahuteala böylece, kabirahvalini inkar edenlere, o alemin gördüklerinden bambaşka bir alem olduğunu ve kendi kafalarından olamaz dedikleri olayların orada olabileceğini tenbih etmiş oluyor.
 
f) Bunlardan ayrı olarak mü'minlerden herkesin günahına göre çekeceği çeşitli azaplar: 
 
Peygamber Efendimiz (asv) Miraca çıktıklarında orada bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan insanlar gördüğünü ve Cebrail (as) dan bunların kim olduklarını sorduğunda bunların, gıybet eden kimseler olduğunu öğrendiğini haber vermiştir.(36) Bu insanlar berzah aleminde bulunduklarına göre, demek ki gıybet ederek başkalarının etini yiyenler, berzahta bu şekilde azaplandırılmaktadırlar.
 
Ashaptan Semuretübnü Cündeb diyor ki; Rasulullah (asv) namaz kılınca yüzünü bize döner ve: "Bu gece sizden kim rüya gördü?" diye sorardı. Eğer rüya gören varsa anlatırdı o da maşaallah derdi. Yine bir gün: "Sizden rüya gören var mı" diye sordu. Biz "Hayır" deyince kendisi: "Fakat ben bu gece gördüm ki, iki adam gelip benim elimden tuttu ve beni Arz-ı Mukaddes'e (mukaddes yere) götürdüler. Bir de baktım ki bir adam, elinde bir demir çengelle ayakta durmuş o çengeli bir defa ağzının bir tarafından sokuyor, kafasına kadar varınca çıkarıp bir defa da diğer taraftan sokuyor.

Bu sırada yüzünün öbür tarafının dağılmış olan etleri birleşiyor ve tekrar oraya çengeli takıyor (böylece devam ediyor). "Bu nedir?" dedim, "Gel." dediler ve gittik. Ta ki kafası üzerine yatan bir adam gördük. Başucunda da elinde bir avuç dolusu taş olan bir adam vardı ki, onlarla o adamın başını yarıyor, vurduğu zaman, alması için taş yuvarlanıp tekrar o adama geliyor. Taş dönünceye kadar adamın (yarılmış olan) başı bitişiyor ve eski haline dönüyor. Adam tekrar taşı vuruyor. "Bu nedir?" diye sordum. "Gel." dediler ve gittik. Ta ki üstü dar, altı geniş olan fırın gibi bir deliğe geldik. Altında ateş yanıyordu. Yaklaşınca neredeyse oradan çıkacak kadar yükseldiler. Ateş alçalınca tekrar oraya döndüler. O deliğin içinde çıplak kadın ve erkekler vardı.

"Bunlar kimdir?" dedim. Yine "Gel." dediler ve gittik. Ta ki ortasında ayakta duran bir adamın bulunduğu, kandan bir nehre vardık. Bir adam da elinde taşlar olduğu halde nehrin kenarında duruyordu. Nehirdeki adam oradan çıkmağa yönelince, kıyıdaki adam bir taş atıyor onun ağzına ve o eski yerine dönüyordu. Her çıkmak istediğinde böyle yapıyordu. "Bu nedir?" diye sordum. "Gel." dediler ve içinde büyük bir ağaç bulunan yemyeşil bir bahçeye varıncaya kadar yürüdük. O ağacın köklerinde ihtiyarlar ve çocukları vardı. Bir de baktım ki, ağacın yakınında bir adam önündeki ateşi yakıyor. (Yanımdaki iki arkadaşım)  beni ağaca çıkardılar ve şimdiye kadar daha güzelini hiç görmediğim bir eve girdirdiler ki, o evde adamlar, ihtiyarlar, gençler, kadınlar ve çocuklar vardı. Sonra beni oradan çıkartıp ağaca yukarı yükselttiler. Daha güzel ve daha faziletli bir eve getirdiler ki, orada da ihtiyarlar ve gençler vardı. (Arkadaşlarıma) dedim ki:
 
- Beni bu gece dolaştırdınız. Gördüklerimden haber verin.
 
- Pekiyi, dediler ve devam ettiler: Gördüğün yanağına çengel takılan adam yalancıdır. Yalan söylerdi ve yalanına ufuklara yayılıncaya dek göz yumulur (müsamaha edilir) di. Ve işte ona kıyamet gününe kadar gördüğün şey (azap) yapılır. Gördüğün başı yarılan adam ise, Allah'ın kendisine Kur'an öğretip de gece uyuyan, gündüz de onunla amel etmeyendir. Ona da kıyamet gününe kadar o (azap) yapılır. O çukurda gördüklerin ise, zina edenlerdir. Nehirde gördüğün ise faiz yiyenlerdir. Ağacın kökünde gördüğün ihtiyar, İbrahim (as) idi. Etrafındaki çocuklar da insanların çocukları. Ateş yakan, Cehennem bekçisi Malik idi. Girdiğin birinci ev, bütün mü'minlerin evi idi. Bu ev ise şehitlerin evidir. Ben Cebrail'im. Bu (arkadaşım) da Mikail'dir. Başını kaldır, dediler.
 
Başımı kaldırınca, üstümde bulut gibi bir şey vardı. Dediler ki:
 
- O senin yerindir. Dedim ki:
 
- Beni bırakın yerime gireyim. Dediler ki :
 
- Senin daha tamamlamadığın ömrün var, onu tamamlayınca yerine gelirsin."(37)
 
Hz. Peygamber (asv)'in rüyası da sadık (doğru) rüya ve vahiy hükmünde olduğu için burada Peygamberimiz (asv)'in anlattıkları, şüphesiz Allah'ın ona gösterdiği berzah alemine ait işlerdendir. Buna göre:
 
aa) Ağzı çengelle yırtılmak, 
 
bb) Tepesi üstüne durup kafası taşla yarılmak, 
 
cc) Tandır gibi bir yerde ateşle azap edilmek ve 
 
dd) Kandan bir ırmak içinde, kıyıdaki bir adam tarafından taşlanmak da berzahta görülen azap şekillerindendir.(38)
 
Ayrıca kabirde insanların şekillerinin değiştirileceği ve dünyada yaptıkları kötülüklere göre, bu kötülükleri yapanların o kötülükte meşhur olmuş olan hayvanların şekline girecekleri ve bu şekilde azap görecekleri de söylenmektedir.(39) Hatta Rafızi olanların mezarları açıldığında, domuz şekline girmemiş olanlara pek az rastlanır, deniyor.(40) Ama bu şekil değişmesi hakkında hadislerde bir şey göremedik. Allah her şeye kadirdir ve dilediği kimselere dilediği şekilde azap da eder, mükafat da verir. O'nun her şeye gücü yeter.
 
Kabir Azabının Devamlı Veya Geçici Olması: 
 
önce şunu belirtmeliyiz ki, sualden muaf olanlar kabir azabından da muaftırlar. Yanikabirde kendilerine  sual sorulmayacağı haber verilenlere (41) kabir azabı da yoktur.(42)
 
Bunların dışındaki insanlar ise, önce mü'minler ve kafirler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Mü'min olanlar da itaatkar olan mü'minler ve asi olanlar diye iki kısımdırlar. İtaatkar olan, yani günahları olmayan, yahut da dünyadayken sağlam tevbeleri ve iyi amelleri ile günahlarını affettirmiş olan mü'minlere kabirde azap değil, nimet vardır. Asi yani günahkar mü'minlerle iman etmemiş olan herkese ise kabirde azap vardır.
 
Kabirlerinde azap göreceklerin azabı, ya kıyamete kadar devamlı olur, yahut da geçici bir zaman için olup Allah'ın dilediği zaman kesilir. Azabı kıyamet gününe kadar devam edecek olanlar, iman etme şerefine erememiş olan kafir, müşrik ve münafıklardır.
 
Kabirdeki azabı Allahuteala'nın dilemesiyle kaldırılacak olanlar ise, asi yani günahkar mü'minlerin bazılarıdır ki,(43) günahları çok olan bir kısım günahkarların azabı da devamlı olacaktır.
 
Buna göre, kabir azabı kısımdır :
 
1)  Devamlı olan: Bu, kafirlerin ve mü'minlerden bazı günahı çok olan günahkarların azabıdır. Ve kıyamet gününe kadar hiç kesilmeden devam edecektir.
 
2)  Devamlı olmayan: Bu da günahkar mü'minlerden bazı günahı az olanların azabıdır ki, bunlar suçları miktarı azap gördükten sonra, yahut bir dua veya sadaka... vs. ile ya da sırf Allah'ın dilemesiyle onlardan azap kaldırılır.(44)
 
Peygamberimiz (asv) hürmetine cuma günü ve gecesi ile Ramazan ayında -kafirler de dahil olmak üzere- kabirdekilerden azap kaldırılır. Kafirler hariç, diğerlerine bir daha azap edilmeyeceği söyleniyorsa da, (45) Meşariku'l-Envar müellifi Hasan el-Idvi, İmam Suyuti'ye dayanarak bu görüşün makbul bir görüş olmadığını, asi ve günahkar mü'minlere cuma günü kaldırıldıktan sonra bir daha azabın dönmeyeceği hususunda bir delil bulunmadığını belirtmektedir.(46)
 
Kafirlerin azaplarının kıyamet gününe dek süreceği hususunda alimler müttefiktirler. çünkü deliller bu yöndedir. Nitekim kabir suali konusunda rivayet edilen hadislerden Ebu Hureyre'den nakledilen birinde münafık olanların azaplarının kıyamet gününe kadar devamlı olacağı açıkça zikredilmiştir. (47)
 
Yasin Suresi'nin: "(Bir de ikinci defa) Sur'a üfürülmüştür. Ne baksınlar, kabirlerinden Rabblerine doğru akın ediyorlar. "Eyvah, başımıza gelenlere!.. Kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? İşte bu, O Rahman'ın vadettiği (kıyamet)... Doğru imiş o gönderilen peygamberler." derler." (48) ayetlerinin tefsirinde, Mukatil b. Süleyman (v. 150/767) ve bazı müfessirler şöyle demişlerdir: "Kafirler azap olunmaktayken, birinci Sur'a üfürülüp kıyamet kopacak ve onlar ikinci sura üfürülünceye dek azap olunmayacaklarından azaplarını unutup kendilerini uykuda sanacaklar. Bu sebeple mahşerde toplanmak üzere diriltildikleri zaman: "Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?" diyecekler." (49) Yoksa kabirde hiç azapları yoktu da uykudaydılar, rahattılar manasına değil.
 
Bu açıklamaya göre iki sur arasında kafirlerden bile kabir azabı kaldırılacaktır. İmam Sübki de aynı ayetle delil getirerek iki sur arasında kafirlerden -peygamberi öldüren, peygamberin öldürdüğü yahut da peygamberle (peygambere karşı) savaşırken öldürülenler müstesna- azabın kaldırılacağını söylemektedir. (50) Fakat bu istisna ettiklerini neye dayanarak, yani hangi delile binaen istisna ettiğini belirtmemiştir.
 
Aynı ayet-i kerimeyi, kafirler Cehennem azabını görünce, kabirde çektikleri azap hafif kalacağı için, onu uykuya benzetirler diye tefsir eden müfessirler de vardır.(51) Cehennem azabı en şiddetli azap olduğuna göre, kabir azabı onun yanında daha hafiftir tabii.
 
Günahkar mü'minlerden bazılarının azaplarının kıyamete dek sürceğine, yanikabirdeki azaplarının devamlı olacağına ise Semüretübnü Cündeb'den rivayet edilen -yukarıda tam metnini vermiş olduğumuz- rüya hadisinde açık delalet vardır. çünkü orada Rasulullah (asv)'e Cebrail tarafından, gördüğü kişilerin, kıyamet gününe kadar aynı azabı çekecekleri söylenmiştir. (52) Bazı asi mü'minlerin kabirde devamlı azap çekeceklerine bundan daha açık delil olmaz. Allah hepimizi muhafaza buyursun...
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tayfa Haber - ÖZEL-
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tayfa Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0538 363 9461 | Haber Yazılımı: CM Bilişim