• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Trabzon 4 °C
  • Giresun 2 °C
  • Ordu 2 °C
  • Rize -2 °C
  • Gümüşhane -8 °C
  • Samsun 1 °C
  • Bayburt -11 °C
  • Artvin 0 °C

Bir Cevat Kol Trajedisi

Gün Kut Yıldırım

Cevat Kol ve Mehmet Karagöz’ün kampa alınmayışı günün konusu oldu.

Aslında Mehmet Karagöz bu meselede geri planda kaldı. Burada ilgiyi asıl Çeken Cevat Kol.

Cevat Kol’a destek verenler kadar, bu davranışı kendisinin hak ettiğini düşünenler de var.

Olaya gazetecilik mesleğinin durumu açısından bakarsak, yapılanın ilerleyen zamanlardaki etkisi tartışılabilir.

Nihayetinde bir dönem bu ülkede, Köşk’e çağrılan, Genelkurmay’a girmek için akredite olan gazete ve gazetecilerin bir kısmı bugün yasaklı. O dönem buralara alınmayan pek çok gazeteci ise bugün Cumhurbaşkanı’nın uçağında veya Başbakanlık binasının koridorlarında.

Bu devran bir şekilde dönüyor yani. Önemli olan, bütün bu devran dönerken, insanların nerede durduğu.

Bu işin gazetecilik mesleği açısından incelenebilecek kısmı.

Yani “özgür basın” boyutu.

Öte yandan, Cevat Kol’un da geçen süre zarfında, pek çok yanlış olayda tepkisiz kaldığını, hatta tepki gösterenlere “çoluk çocuk” gözüyle bakıp, onları küçük gördüğü de biliniyor.

E, boşuna dememişler görünen köy kılavuz istemez diye.

Kendisine hiçbir şey olmayacak, kimseye ihtiyaç duymayacak gibi konuşan bir kişinin, bugün düştüğü bu durum, üzücüdür.

Önemli olan bizim üzülmemiz veya üzülmememiz değil, meselenin bizatihi kendisi.

Meşhur, “yalancı çoban” hikayesi gibi yani.

Cevat Kol, yıktığı pek çok gönülde, zaten sürgün bir adam.

Bu olayda kendisinin öne çıkmasının, olayın asıl yüzünün kapanmasının da müsebbibi yine kendisi.

Kendisi gibi yaşlı başlı bir insanın, zamanında insanlara hakaretler ederken, “Onlar ne yaptı ki?” diye sorular yöneltirken, bir gün sıranın kendisine geleceğini, ibrenin onu göstereceğini muhtemelen düşünmemiştir.

Zira, bu işler böyledir.

Yaylaya çıkıp da güneşi gördüğünde, insan hava hep öyle olacak zanneder ama bir bakarsın az sonra, duman, çise derken, senin o güvendiğin giysilerin o soğuğun önünde su tabancası hükmünde kalır.

Meseleyi, çok uzatmak derdinde değiliz.

İnsan, her şeyden önce kendini bilmeli, yüksek dağların kudreti ile kendi kudretini (!) karıştırmamalıdır.

Dağ dediğinin başı hep dumanlı, etekleri karlı, ormanları sisli olur.

Eğer her güneşte insanlara şemsiye sallamak, her yağmurda da oturup bir kayanın başında ağlamak iş ise, o işin geleceği yoktur.

Herkes, şapkasını önüne koysun ve bir düşünsün.

Malum, “Ayağınız bir taşa takıldığında, kalbinizi yoklayın” diyen bir dinin mensuplarıyız.

Önce kalpler…

Önce  samimiyet… 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tayfa Haber - ÖZEL-
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tayfa Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0541 456 9450 | Haber Yazılımı: CM Bilişim